Genetiği Değiştirilmiş Besin Nedir?

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ BESİNLER NEDİR? Ne amaçla kullanılır?

Son yıllarda biyoteknolojik uygulamalar arasında en çok tartışılan konular arasında genetik mühendisliği ve bu teknik ile elde edilen genetiği değiştirilmiş organizmalar yer almaktadır. Genetik mühendisliği teknolojisi kullanılarak üretilen organizmalar literatürde genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), genetiği değiştirilmiş ürünler (GD), genetik olarak modifiye edilmiş organizmalar (GMO) adlarla tanımlanmaktadır. Bu organizmalara aktarılan genler ise transgen olarak ifade edilmektedir.

Uluslar arası tarım verilerine göre 2004-2009 yılları arasında GD ürün ekim alanının 81 milyon hektarın üzerinde olduğu, 17 ülkede yaklaşık olarak 8,25 milyon çiftçinin bu ürünleri yetiştirdiği ve bu sayının gelecek 4 yıl içerisinde iki katına çıkacağı tahmin edilmektedir. GD ürünlerin en çok üretildiği ABD’de özellikle soya ve mısır içeren işlenmiş gıdaların %60’ından fazlası GD ürün içermektedir. GD ürünlerin ABD’de yaygın kullanımının, ürünlerin tüketici tarafından kabul edildiğini gösterdiği iddia edilse de gerçekte ABD’de tüketicilerin büyük çoğunluğu GD ürün yediğini bilmemektedir. Avrupa’da ise Avrupa Birliği ülkelerinin diğer ülkelere göre GDO’ya karşı sert tutumuna rağmen 2004 yılında AB üyesi İspanya ve AB aday üye Romanya’da 50.000 hektardan fazla alanda GD ürün üretimi yapılırken yine AB üyesi olan Almanya’da ise 50.000 hektardan az bir alanda ekim yapılmıştır. Ayrıca Avrupalı tüketicilerin bu ürünleri kabullendikleri görülmektedir. GD ürün tüketimi konusunda yapılan bir araştırmada daha önceden yapılan bir oylamada Avrupalı tüketicilerin % 70’i bu ürünlere karşıyken bu yıl aynı konuda yapılan bir oylamada tüketicilerin sadece % 40.4’ı bu ürünlerin tüketimine karşı olduklarını söylemişlerdir. Türkiye’de GD ürün üretimi yasak olmasına rağmen 1998 yılından itibaren alan denemeleri yapılmaya başlanmıştır. Türkiye’de iç piyasada işlenerek ürün halinde pazara sürülen hammadde veya yurtdışından ithal edilen işlenmiş ürünlerden önemli bir kısmının GDO içeriğine sahip olduğu ileri sürülmektedir. Özellikle mısır ve soyanın büyük bir kısmı ABD ve Arjantin’den ithal edilmiş olup neredeyse tamamının GDO içerikli olduğu iddia edilmektedir. Ayrıca 20’ye yakın ilin pazarlarından alınan domates ve patateslerin GD ürün olduğu bilimsel çalışmalar verileri ile saptanmıştır.

Neden GDO’ya Gereksinim Duyuluyor?

Bitkilerde genetik mühendisliği 1982 yılında başlamış ve bu teknoloji uygulamaları ürün kalitesini, zararlı organizmalara direnç gelişimini ve besinin özel dokusu özelliklerini geliştirmek amacıyla yapılmaktadır. Genetik değiştirme çalışmaları mısır, pamuk, patates vb. bitkisel ürünlerde zararlılara dayanıklılık; soya, pamuk, mısır, kolza, çeltik vb. bitkisel ürünlerde yabani ot ilaçlarına dayanıklılık; patates, çeltik, mısır vb. bitkisel ürünlerde viral bitki hastalıklarına dayanıklılık; ayçiçeği, soya, yerfıstığı vb. bitkisel ürünlerde bitkisel yağ kalitesinin artırılması; domates, çilek vb. bitkisel ürünlerde olgunlaşmanın geciktirilmesi ve dolayısıyla raf ömrünün uzatılması; domateste aromanın artırılmasına yönelik olarak kullanılmaktadır.

Son yıllarda ise bilim insanları, belli vitaminlerce zenginleştirilmiş genetiği değiştirilmiş tarım ürünleri geliştirmişlerdir. Bunun en iyi bilinen örneği, pirince beta karoten (provitamin A) üreten genlerin aktarılmasıdır. Dünya nüfusunun yarısının temel besin maddesi olan pirinç, vitamin açısından zengin bir besin değildir. Örneğin pirincin en çok tüketildiği Güney ve Güneydoğu Asya’da 5 yaşın altındaki çocukların % 70’i A vitamini eksikliği görülmektedir ve bu durum birçoğunun sağlığının bozulmasına ve körlük gibi sorunlar yaşamalarına neden olmaktadır. Gen aktarımlı bu pirincin taneleri parlak sarı-yeşil renkte olduğu içinde bu ürüne “altın pirinç” adı verilmiştir.

Genetiği değiştirilmiş hayvanlar elde etmek için yetişkin bir koyunun meme bezi hücresinden Dolly adlı kuzunun klonlanması önemli bir adım olmuştur. Genetiği değiştirilmiş hayvanlar biyomedikal araştırmaların çoğu alanlarında kullanılmıştır. Örneğin; Polly isimli ilk genetiği değiştirilmiş kuzuya, insanlarda eksikliğinde hemofiliye neden olan kan pıhtılaştırıcı faktör-9’u kodlayan insan geni aktarılmıştır. Böylece bu proteinin hayvanın sütünde ticari olarak bol miktarda üretilmesi sağlanmıştır.

Genetiği değiştirilmiş hayvanların yiyecek amaçlı kullanımında ise et verimlerinin artırılması, büyüme hormonu üretimini teşvik eden genin aktarılarak ineklerde süt üretiminin artırılması, peynir üretimi için kazein miktarının artırılması veya laktoza duyarlı tüketiciler için laktozun sütten çıkarılması gibi süt içeriğinin değiştirilmesi gibi faydalar sağlanabilir. Ayrıca düşük kolesterollü yumurta üreten kümes hayvanları elde edilebilir.